İnançlı İşlem.
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
YEDİNCİ HUKUK DAİRESİ
| Esas | : 2021/532 |
| Karar | : 2021/468 |
| Tarih | : 25.02.2021 |
- TAPU İPTALİ VE TESCİL
- İNANÇLI İŞLEM
- İNANÇLI İŞLEME DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL İSTEMİ
- TANIKLA İSPAT
6100 s. Hukuk Muhakemeleri K188225
ÖZET
Dava, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Somut olayda; davacının inançlı işlemi kanıtlamaya elverişli bir yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı sunmadığı, yemin deliline de dayanmadığı anlaşılmaktadır. 1947/20-6 sayılı İBK’da açıklandığı üzere inançlı temlik iddiaları taraflar akraba dahi olsa ancak kararda açıklanan biçimde yazılı delille ispata elverişlidir. Nitelik olarak İBK’ları ilk derece mahkemesini de dairemizi de bağlayıcı niteliktedir. Bu nedenle istinaf itirazında ileri sürüldüğü biçimde ispatın istisnası olan akrabalık ilişkisinin burada uygulanma yeri bulunmamaktadır. Yerel mahkemece tanık anlatımlarının içeriğinin yeterli bulunmadığı hususunda gerekçe yerinde değilse de tanıkla ispat mümkün bulunmadığından sonuç itibari ile davanın reddine karar verilmesi yerindedir.
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/06/2020
NUMARASI : 2019/34 Esas – 2020/206 Karar
DAVANIN KONUSU : Tapu İptali Ve Tescil (İnançlı İşleme Dayalı)
KARAR TARİHİ : 25/02/2021
KARAR YAZIM TARİHİ : 25/02/2021
K A R A R
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacılar vekilinin dava dilekçesinde özetle; davacılar ve davalıların kardeş olduğunu, dava konusu Fevzi Çakmak Mah., Osman Gazi Cad. 2106 Sok. No:32 Bağcılar/İSTANBUL adresindeki F21-C18-D-4-C pafta, 11 ada, 5 parsel de bulunan arsanın tüm kardeşler tarafından alındığı ve davalının en büyükleri olduğu için tapu da onun adına tescil edildiğini, taşınmazın üzerine bodrum+beş katlı bina yapıldığını, her kardeşe bir daire düşecek şekilde paylaştırıldığını, ancak tarafların babalarının vefatı ile büyük abinin kardeşlerini yok sayarak tüm binayı sahiplenmeye çalıştığını, tarafların kardeş olduğunu, davalının da en büyük abi olması sebebiyle tapu kaydının davalı adına yapıldığını ve diğer kardeşlerin abilerinden şüphe etmeyerek bugüne kadar ses çıkarmadıklarını ancak davalı binada bulunan bodrum kattaki taşınmazın sattığı, satmış olduğu paradan kardeşlerine düşen payı vermediğini ve diğer kardeşlerin kendi paylarına düşeni talep etmelerine kızan davalının diğer dairelerinde kendisine ait olduğunu söyleyerek buradan çıkmalarını istediğini, davacıların hayal kırıklığına uğradığı, dava konusu yerin ortak alındığını nedenleriyle, dava konusu Fevzi Çakmak Mah., Osman Gazi Cad. 2106 Sok. No:32 Bağcılar/İSTANBUL adresindeki F21-C18-D-4-C pafta, 11 ada, 5 parsel de bulunan taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacıların paylarının tespiti ve davacılar adına tescilini talep ve dava etmişlerdir.
Davalı cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde öne sürülen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, dava konusu taşınmazın 05/09/1988 tarihinde A…. T….’dan 120/4359 hisse olarak satın alındığını, söz konusu arsanın hisseli olarak alınmış olması sebebiyle, satıcı tarafından hususi parselasyon yapıldığını, ve Bakırköy 9.Noterliğinin 09/09/1988 tarih ve 42915 yevmiye numaralı Tahsis Beyanı-Muvafakatname ile satıcı tarafından davalıya tahsis edilen özel parsel ve arsa miktarının belirtildiğini, arsanın alınmasında davacıların katkı yapmasının yaşları itibariyle mümkün olmadığını, hiç bir gelirlerinin olmadığını, binanın davacılar ile birlikte yapıldığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacıların arsanın alımına bir katkılarının bulunmadığı, davalının yıllarca davacıların kendilerini toparlamaları nedeniyle kira bedeli talep etmediğini, davalının evi boşaltmalarını talep ettiği ancak davacıların her ne kadar evden çıkacaklarını beyan etseler de evi boşaltmadıkları ve kira bedeli de ödemedikleri, davalı tarafından davacı H…. E….’e Bakırköy 29.Noterliğinin 21/01/2013 tarih ve 02431 yevmiye nolu ihtarname ile ecrimisil isteminde bulunduğunu, Hüseyin ELVER tarafından evin boşaltılmasına rağmen anahtarın davalıya verilmemesi üzerine Bakırköy 17.İcra Müdürlüğü’nün 2018/21843 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin tebliğ edilmesine müteakip kötü niyetli olarak iş bu davanın açıldığı nedenleriyle haksız davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece ” tüm dosya kapsamı itibariyle davacı ve davalıların kardeş oldukları, dava konusu arsa üzerine yapılan ve halen ruhsatsız olan 5 kat + bodrum olan bina yapılmak suretiyle taraflarca kullanıldığı tarafların kabulündedir.
Davacı taraf dava konusu arsanın tüm kardeşlerin katılımı ile satın alındığını ve en büyük olması sebebiyle tapunun davalı adına tescil edildiğini iddia etmişlerdir. Davacılar iddialarını ispat edecek herhangi bir yazılı delil sunmamışlardır. Dinlenen tanık beyanları itibariyle mülkiyet konusunda net ve kesin delil oluşturacak mahiyette olmadıkları ortadadır. Davacıların satın alma tarihi itibariyle 12-13 ve 14-15 yaşlarında olmaları sebebiyle arsa alımına katkı sağlayacak ekonomik güçte olmadıkları ortadadır. Bununla birlikte kardeşler veya aile içinde ortak arsa alınmış olsa idi, geleneklerimiz gereğince tapu baba adına çıkartılmış olurdu.
Gayrimenkulün alındığı tarihte davalını çalışmakta olan bir kişi olması, arsa alabilecek ekonomisi bulunduğu mahkememizce kabul edilmiştir.
Dava konusu gayrimenkul’de uzun yıllar davacıların ikamet etmeleri tarafların kardeş olması, birlikte binanın yapılması, babanın bina yapıma katkısı gibi sebeplerle ikamet etmelerine izin verilmiş olabileceği görülmektedir. Ancak dava konusu tapu iptal tescil davası olduğundan bu hususlarda mahkememizce bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır.
Davacılar dava konusu gayrimenkulü birlikte aldıkları hususunu ispat edemedikleri gibi dosyaya bu kapsamda delil sunamadıklarından davacıların davasının reddine,” şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar Hüseyin Elver, Murat Elver vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalı tanıklarını müvekkili davacılar tanımadığını, sayın mahkeme bu kişilerin beyanlarına dayanarak Gayrimenkulün alındığı tarihte davalının çalışmakta olduğunu, arsa alabilecek ekonomisi bulunduğunu mahkemece kabul edildiğini ve yanılgılı bir sonuca ulaşıldığını, davalının o tarihlerde yeni işe başladığını maaşından başka hiç bir gelirinin olmadığını, bu arsayı alması ve üzerine bina yapmasının mümkün olmadığını, davacılar dava konusu gayrimenkulü birlikte aldıkları hususunu ispat edemediklerini, dosyaya bu kapsamda delil sunamadıklarından davacıların davasının reddine karar verilmesi gerektiği kararının da hukuka aykırı olduğunu, tarafların kardeş olduğunu, parayı gönderen babanın köyde ailenin mallarını, hayvanlarını satarak maaşından arta kalanı göndererek, tanıkları anne Nihayet’in altınlarını bozarak bu yeri aldıklarını, hukuka ve yasaya aykırı olan yerel mahkeme kararının istinafen bozulmasını talep etmiştir.
DELİLLER : Tapu kaydı, keşif, bilirkişi raporu, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere malvarlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m. 225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Somut olayda; davacının inançlı işlemi kanıtlamaya elverişli yukarıda içeriği açıklanan nitelikte bir yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı sunmadığı, yemin deliline de dayanmadığı anlaşılmaktadır.
1947/20-6 sayılı İBK’da açıklandığı üzere inançlı temlik iddiaları taraflar akraba dahi olsa ancak kararda açıklanan biçimde yazılı delille ispata elverişlidir. Nitelik olarak İBK’ları ilk derece mahkemesini de dairemizi de bağlayıcı niteliktedir. Bu nedenle istinaf itirazında ileri sürüldüğü biçimde ispatın istisnası olan akrabalık ilişkisinin burada uygulanma yeri bulunmamaktadır.
Yerel mahkemece tanık anlatımlarının içeriğinin yeterli bulunmadığı hususunda gerekçe yerinde değilse de yukarıda açıklandığı üzere tanıkla ispat mümkün bulunmadığından sonuç itibari ile davanın reddine karar verilmesi yerinde olup hüküm usul ve yasaya, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına ve Yargıtay 14.Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına uygundur. Davacılar vekilinin ileri sürdüğü tüm istinaf sebep ve gerekçeleri yerinde görülmediğinden reddi gerekir.
Açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki kanısına varılarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25/06/2020 tarih ve 2019/34 esas 2020/206 karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Tarifesi gereğince karar tarihi itibariyle alınması gereken 59,30 TL istinaf karar ve ilam harcının peşin alınan 54,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4,90 TL harcın davacılardan tahsiline,
3-Davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1. bendi ile aynı Kanun’un 361 ve 362. maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.25/02/2021
Not: Corpus’da yer alan içtihat metinlerinin basılı yayında ve ticari olmayan elektronik ortamda kullanılması referans gösterilmek şartıyla (www.corpus.com.tr) serbesttir.
